ELİF ÇİĞDEM ŞAHİN KÖŞE YAZISI ; “SINIR TANIMAYAN İNSANLARIN ÜLKESİ”

Geçenlerde Polis Evi’nin kafesinde oturmuş bir arkadaşımı bekliyorum.Yaşlıca bir teyze arka kapının dibine oturmuş her gelene işaret ediyor. Aç kapıyı da gir gibisinden. Dışardan gelen kapının kilitli olduğunu düşünebilir diye iyilik ediyor, görev edinmiş bunu. Ne tatlı değil mi?

        Beni de bu şekilde içeri buyur ettiği için  karşısına oturduğum masadan kendisiyle minik bir hasbihalimiz oldu.

Selam verip hatır sorduğum için hoşuna gitmişim. O sırada ben beş dakika sonra soracaklarından habersiz rahat, sevimli bir muhabbet yapıyorum kendimce.

        Veee iki masa arasındaki üç, dört metre mesafeden başlıyor teyze, evli misin, bekar mısın, neden şöyle, neden böyle? Bir bakmışım teyze benim hayatın ortasına paraşütle inmiş. Hayatımı sorguluyor dört metreden.

        Frene basıp, telefonuma gömülmekten başka çarem yok beklerken.

KİTAPTA YAZMAYAN SOSYAL KURALLAR KİMİN UMURUNDA

       Gerçi yazanlar da pek değil. Ayıpladınız değil mi teyzeyi? Bence ayıplamayın. Muhtemelen bir çoğumuz sosyal sınırlarımızı günde onlarca kez aşıyoruz. Farkında bile değiliz, çünkü ettiğimiz lafın, yaptığımız hareketin karşıdaki insanın sınırlarını ihlal etmek demek olduğunu düşünmüyoruz. Kimse bizi uyarmıyor, maruz kalan sineye çekiyor, hatta normal karşılıyor.

         Bakın  konuyu nereye odaklayacağım. Aslında hayatın her alanında, her yerde, 7 gün, 24 saat maruz kaldığımız ve maruz bıraktığımız bu sınırlarını  aşma durumunu bu yazıda bir mecraya indirgeyeceğim.

        ‘NABER MORUK?’

       İşte burası, bağımlı olduğumuz, bize bir  parmak yakınlığındaki Whatsapp. Ve diğer sosyal mecralar tabii. Gönlümüzce, ağzımıza gelen küfrü edebildiğimiz Twitter, gönlümüzce birilerine ‘yürüyebildiğimiz’ İnstagram ama en çok Whatsapp, yani Whats up yani Ne Haber  Platformu?

      Saydınız mı kaç gruba üyesiniz Whatsapp’ta? En az bir düzine. Bu grupların çoğunun kuruluş amacı o anda belli bir ortaklığı olan insanların iletişim içinde olması. Bu elbette  hayatı kolaylaştıran harika bir imkan. Keşke orada kalsaydı.

      Sonra ne mi oluyor?

       HAYIRLI CUMALAR

       Oluyor. Kandiliniz Mübarek Olsun oluyor. Cumhuriyeti kutluyoruz, doğum günlerini tek tek kutluyoruz,  30, 40 kişinin hiçbirini atlamıyoruz.

        Bütün bunların küçüklü büyüklü, taciz niteliğinde olduğunu düşünüyorum. İçinizden birilerinin hopp sen de abarttın dediğini duyar gibi oldum. Bence abartmadım.

      Ben bana Hayırlı Cumalar mesajı yollanmasını istemiyorum.

      Kandil kutlamıyorum.

      Milli günlerin, Atatürk ile ilgili hassasiyetlerin muhatabı değilim.

     Doğum günlerinin ne diye 50 kişilik bir grup içinde kutlandığını anlamıyorum. Ben herşeyi herkesle birlikte yaşamak zorunda değilim. Sevdiğim birinin doğum gününü özel mesaj yoluyla kutlayabilirim.

      KİTLESEL ÇILGINLIK HALİNDE SINIR TANIMAZLIK

      Aklıma gelenleri tek tek yazıyorum, gelmeyenler de vardır. Belki henüz maruz kalmadıklarım vardır. Abarttığımı düşünenlere sesleniyorum.

      Geçenlerde gece yarısından sonra bire beş kala bir Whatapp grubuna dahil edildim. Hemen arkasından uzunca bir mesaj paylaşıldı. Mesajın içeriği şuydu: 3 hafta sonraki bir doğum günü. Bu mesajı atan kişiyi tanımıyorum, o da beni tanımıyor. Ortak tanıdığımız olan birine pasta ve çiçek alacakmışız.

İYİ NİYET TARTIŞMASI DEĞİL

     Bunun adı tacizdir.

     Gece yarısı birde tanımadığınız ya da tanıdığınız birilerine grup kurarak mesaj atamazsınız.

     Bu insanların özel alanına tecavüzdür.

     Bu haddini aşmaktır.

     Karşısındakini, yani beni hanımefendi çizgisinden çıkıp Şahika’laştıracak bir provokasyondur.

     Hadi neyse, sakinleşeyim ben gene de.

     Burada bir iyi niyet tartışması yapmıyorum.  Bir üslûp, yaklaşım ve ilke tartışıyorum.

      DELİ SAÇMASI MARUZİYETLER

      Bir de gruplarda bazen deli saçması fikirlerini, kendi düşüncelerini doğrulayan ama gerçekte uydurma olan yüzlerce yalan yanlış bilgiyi paylaşma modası var. Birazcık muhakeme ile doğru olamayacağını anlayabilecebileceğimiz yalanları da fütursuzca paylaşıyoruz.     

     Bunları beğenenler açıktan bol bol alkışlıyor, saçmalığını görenler ise susuyor!

WHATSUP ÇÖPLÜĞÜ

      Kendim bile  yazdıkça konunun vahametinin boyutlarını daha iyi kavradım. Ve tam da şu anda bunu Whatsup çöplüğü olarak tanımlamaya karar verdim.

      Biz bazı kavramları kolaylıkla birbirine karıştırıyoruz. Samimiyetin nerede bittiğini karşımızdakinin özel alanının nerede başladığını örneğin. Başta anlattığım gibi tatlı başlayan bir sohbet birden kekremsi bir tat alabiliyor. Ve gördüğüm kadarıyla bunun okul okumakla falan da bir ilgisi yok.

     Neden mi?

     Çünkü birazdan yazıyı bitirdiğimde ve yayınlandığında, özelden ve genelden, bütün sosyal medya mecralarından bizzat anlattıklarımın bir uygulayıcısı olacağım. Bu yazıyı okumuş olarak siz ne demek istediğimi göreceksiniz.

    Belki aranızdan, yazımdan aldıkları ilhamla niye sınırlarını zorladığımı soranlar da çıkarsa bingo!

YAZDIĞIMI BAŞTAN YAZAMAM

    Aslında yazı yukarda bitmişti. Allah sizi inandırsın sizden gelecek tepkilerden korktum. Kendimi tam olarak ifade edememiş olmaktan korktum daha doğrusu. Korkumu tetikleyen bir durumla karşılaştım çünkü.

     Bir el, çevremdeki insanları kırmış olabileceğimi ima etti. Yazdığımı baştan yazamam, sözlerimi geri alamam, şarkının dediği gibi.

     Fakat geri dönebilirim onun aksine! Tabii ki sarfedilen her söz öyle ya da böyle yargı içeriyor. Ne kadar yargı dağıtmıyorum desem de, öyle inanmak istesem de bol bol yargı dağıtıyorum belli ki.

     Ha gayret bir deneme daha yapayım. Özel hayatımızda, toplumsal hayatımızda ve bu ikisinin kesişiminde duran, ‘dayanışma’ içeren konular değil bu yazının konusu.

      Bu yazıda bir üslûbu, bir yaklaşımı tartışmaya açıyorum ve bazı ilkeler ortaya koymaya çalışıyorum. Daha da ne diyeyim?