ELİF ÇİĞDEM ŞAHİN’İN KÖŞE YAZISI ; “NE DÜNYA KUPASIYMIŞ AMA!”

Biz ayrı dünyaların insanlarıyız.  Hayatında Dünya Kupası olanlarla, olmayanlar tabii ki. Her ölümlü son bir ay içinde bunun ayırdına varmıştır zannımca buralarda.     Bu öyle bir ayırım ki, bir yanda vakti olmasa da her maçı izlemeye çalışanlar, ki bu eleme maçlarında günde üç maç demekti-, bir yandan da ‘Aa Dünya Kupası mı o ne ki?’ tadında olanlar.     İkinci grup için anlatayım. Geçen ay boyunca Katar’da, dünyadaki 32 ülkenin milli takımı 18 ayar altından, 6 kiloluk İtalyan tasarımı kupayı kaldırmak için top peşinde koştu.      Sadece o kadar da değil. Bu turnuvada şampiyonun kasasına 42 milyon dolar da girdi. Boru değil yani.

PARAYLA OYNUYORLAR      Size yazarken biraz araştırayım dedim. Aman aman aman ne paralar dönüyormuş işin içinde. Okurken başım döndü. Kupa organizasyonuna bir milyar dolara yakın para harcayan FİFA, sonunda dört buçuk milyar dolar gelir elde ediyormuş. Bilmiyorum bu rakamlar sizin için bir şey ifade ediyor mu?       Biz de saf saf meşin yuvarlak peşinde koşuyormuşuz meğer. Muazzam paraların konuşulduğu bir pazar bu dünya, hani bir laf vardır hep söylenir: ‘Futbol asla sadece futbol değildir.’    KATAR’DA FUTBOL MU OYNANIRMIŞ       Başka bir detaya girecektim aslında, fakat pastanın büyüklüğü başımı döndürdü. İş böyle olunca tabii kupanın neden Katar’da kış günü oynandığı sorusu ikinci plana düştü. O konu da apayrı bir tartışma konusu oldu. Dünya Kupası’nın oynandığı stadyumların nasıl yapıldığını duymuş muydunuz?

     MODERN KÖLE GÖÇMEN İŞÇİLER      Bir şehir efsanesi olarak Katarlıların hiç çalışmadığı, ülkede bütün işleri Nepal’den, Hindistan’dan vs. gelen işçilerin yaptığı söylenir. Kupa vesilesiyle şunu da öğrenmiş olduk ki bu ülkede işçiler fiilen köle statüsünde çalıştırılıyormuş. Öyle ki yüzlerce göçmen insan hakları ihlalleriyle dolu çalışma koşulları yüzünden ölüyormuş. Ve statları inşa ederken de insanlık dışı koşullarda çalıştırılmış göçmenler.     Konuya ‘oryantalist’ olmayan, yani ‘doğuyu’ hakir görmeyen bir bakış açısıyla anlamaya çalışanlar ise 2018’de bir önceki kupanın oynandığı Rusya-ki Ukrayna’yı işgali nedeniyle bu turnuvadan men edildi- insan haklarına çok mu saygılı devlet diye sormuştu.     Bir toptan geldiğimiz yere bakar mısınız?  Ben şimdi nasıl topa geri döneceğim hadi bakalım.

           OYSA BAMBAŞKA BİR DÜNYA KUPASI YAŞANDI     İşçilere yapılanları tabii ki affettirmeyecek. Ama Katar’da muhteşem bir Dünya Kupası oynandı. Neredeyse bir tane bile kötü, sıkıcı bir maç olmadı. Kıyasıya, heyecan dolu maçlar oldu. Bir de maçları anlatan arkadaşlarımdan kaptığım jargonla ‘hikayesi bol’ anlat anlat bitmez bir kupa yaşandı.172 KERE ‘GOLLL’Size Dünya Kupası’nı yazıyorum çünkü inanın belki 172 golün 172’sini de görmüşümdür. Eleme grubu dahil, yani günde üç maç, hemen bütün karşılaşmaları izledim. İzleyemediklerimin özetlerini izledim. Yani yani bir tane bile Türkiye ligi maçı izlemesem de, futboldan ofsayta akıl erdiremeyecek kadar anlamasam da Dünya Kupası heyecanını yaşayan biri olarak yazmak istedim. İşte size o özlü sözün dahası:DÜNYA KUPASI ASLA SADECE FUTBOL DEĞİLDİR!    Ben bir Dünya Kupası ‘fan’ıyım. Film festivali izler gibi izliyorum kupayı. Çünkü bir film festivalinde programı elinize alır, o filmden çıkar diğerine girersiniz günler boyunca. Bu bir ritüeldir. O yıl çekilmiş bütün filmleri, tabii ki seçilmiş filmlerdir bunlar, yönetmeniyle, oyuncusuyla, konusuyla ince ince takip edersiniz.       Dünya Kupası da böyle bir ritüel bana göre. Şu kupanın içinde, Fas’ından Japonya’sına, Suudi Arabistan’ına kadar ne ülke hikayeleri çıktı. Hepsi birbirinden dramatik ne ülke, ne teknik direktör, ne futbolcu hikayeleri var anlat anlat bitiremem. Fas’ın eski bir Fransız sömürgesi olarak çeyrek finale çıkan ilk Afrika ülkesi olması. Bunu yaparken gerçekten iyi futbol oynaması, ‘ezilenler’ arasından yükseldiği için gönüllere taht kurması. Ezildiğini düşünen herkesin Fas’ın zaferleriyle sevinmesi. Hikâyenin bir tarafı. Fas takımındaki oyuncuların neredeyse tamamının Fransa’da, Hollanda’da, İspanya’da, İtalya’da hatta Kanada’da yani Fas dışında bir ülkede doğmuş, orada yetişmiş ve Avrupa takımlarında oynuyor olması madalyonun belki görmek istemediğimiz yüzüdür diye düşünüyorum.     Öte yandan bir Japonya vardı ki, erken elenmiş olmalarına çok üzüldüm. Sonuçta dünyadaki hakim futbol sisteminin dışındaki bu takım Almanya’yı ve İspanya’yı yendi. Şu son bilgiyi TRT Spor’da turnuva boyunca izlediğim programlardan birinden çaldım bu arada.

  Ama assolisti sona sakladım bu yazıda.     KUPANIN VE GÖNLÜMÜZÜN EFENDİSİ MESSİ     Geldik en parıltılı, en muhteşem, en içli, en heyecanlı, en, en, en olan konuya. Arjantin’in Messi’si ya da Messi’nin Arjantin’i kupayı kucaklayan, kupaya sarılan, kupayı öpen kişi ve ülkeydi bu hafta sonu.    Bu öyle bir sonuç oldu ki belki bu ödülü kaçıran Fransızlara bile bir teselli olmuştur. Çünkü bu sonuç Ronaldo mu Messi mi geyiğini sonsuza kadar bitiren bir nokta oldu sanki. Sanki bütün dünya kupayı Messi’nin kollarında görünce bir ohh çekti. Sanki kupanın Katar’da oynanmasını affettik. Böyle bir dünyayla ve kendimizle bir barış yapma haline büründük.      Öyle ki kupa sanki Arjantin’e ve Messi’ye değil de bizim kucağımıza gelmiş kadar mutlu olduk.    Yani bu Dünya Kupası ister merakla takip etsin isterse hiç ilgisi olmasın herkesin kupası oldu bir anda. Yazının sonuna geldiğimde bir coştum böyle, bir an düşündüm abarttım mı acaba diye?     Abartmış bile olsam, hariçten gazel okumuş bile olsam, kupa Messi’ye gitti ya, herkes beni de çoktan affetmiştir bence.