Antik şairlerin en popüleri, ama yine de eseri İlyada kadar tanınmayan, birçoklarına göre İzmirli hemşehrimiz Homeros da çok isterdi Troya Savaşı’nı bizim gözümüzle anlatmayı.
ANLATTI AMA NİYE ÖYLE ANLATTI
Ne var ki dinleyici kitlesi antik İyonya’da yaşayan antik Yunanlılardı ve onlar kendi kahramanlık hikayelerini dinlemek istiyordu.
İlyada destanını, 10 yıl süren Troya Savaşı’nın son 51 gününü, bu yakıcı mücadeleyi bir tahta atla kazanan Akhaların gözünden anlatılması bundandır diyorlar. Öte yandan anlatının bu taraflı gözle yapıldığı da tartışma götürür bence.

Tartışma götürmeyen tek gerçek hikayenin sözlü ve yazılı orijinalinde antik Yunan dilinde anlatılmış olduğu.
Tartışma götürmeyen ikinci gerçek, destanın bütünsel olarak ilk kez İtalya’da ve yine Yunan dilinde basılmış olması ve ‘Batı’ uygarlığının kendi köklerini antik Yunan’a dayandırmayı çok sevmesi.

BATILILAR BİZİM DİYOR
Tam da bu sahiplenme yüzünden İlyada destanı Avrupa kültürel mirasının temel taşlarından biri olarak okullarda ders kitabı olmuş ve bütün Avrupalıların ezberden anlatabildiği mitolojik bir hikayeye dönüşmüş.
Gene de bu kadar toptancı olmamayım. Ezberden anlatamayan milyonlarca İtalyan, Fransız ya da Alman vardır mutlaka. Ama 19. Yüzyılın ikinci yarısında işi gücü bırakıp Çanakkale’ye gelen maceraperest işadamı Henrich Schliemann’ın (Şiliman) hikayeyi ezberden anlatabildiği kesin.

TROYA ANTİK KENTİNİN ORTAYA ÇIKIŞI VE TALAN EDİLİŞİ
Anlatmak bir yana, Troya Savaşı’nın yapıldığı mekanı öyle takıntı haline getirmişti ki hayatını bu yeri bulmaya adamıştı. Sonra bu şahsiyet, Troya’nın Çanakkale’nin Hisarlık mevkiinde olduğuna kanaat getiriyor. Başka bir kesin inancı da Troya hazinelerinin Hisarlık Tepesi höyüğünün altında olduğuydu.
Şiliman, bu kazıları yapacak finans gücüne sahipti. Troya hazinelerini bulmayı hayatının tek amacı haline getirmişti. Bu hırsla çıktığı yolda, Hisarlık tepesinin altını üstüne getirdi. Troya’nın katmanları bu kazılarla gün yüzüne çıkmakla beraber, tarihin çok önemli bir bölümü de yerle bir olmuştu. Çünkü Şiliman, Troya’ya zücaciye dükkanına giren fil gibi girmiş ve kazmayı acımasızca sallamıştı. Kendi adıyla anılan yarmayı şehrin ikinci katmanına kadar kazmış ve kazarken de üstteki katmanlardaki tarihi buluntuları paramparça etmişti.

En sonunda ikinci katmanda şimdi Priam’ın Hazineleri olarak bilinen altın takılara, bronz ve tunç kap kaçağa ulaşmıştı.
O günlerde oradan çıkardıklarını hiç tereddüt etmeden – neden böyle dedim bilmiyorum belki de tereddüt etmiştir, Atina’ya kaçırdı, oradan da Berlin’e. İkinci Dünya Savaşı sonunda Berlin’e giren Ruslar da hazineyi Berlin Hayvanat Bahçesi içinde saklandığı yerden alıp bir güzel Moskova’ya götürmüşler. Ve taaa 1992’de öğreniyoruz biz bunun böyle olduğunu, Ruslar hazineyi Puşkin Müzesi’nde sergilemeye başladıklarında. Onlara göre Troya Hazineleri bir savaş ganimetiymiş.
Troya’nın Troya olduğu ama aynı zamanda yürek parçalayıcı talihsizlikler yaşadığı dönem işte 19’uncu yüzyılın son yılları, tabii Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş sürecine denk geliyor bu yıllar.

TROYA’NIN HAYATINA GİREN İKİNCİ ÖNEMLİ ALMAN: KORFMAN
Geldik 1980’lereeee… Bu sonuncusu bir şefkat, sevgi ve kucaklaşma hikayesi adeta. 1988’te yine bir Alman olan ama bu kez gerçek bir arkeolog Manfred Korfman Troya’daki kazı çalışmalarına başkanlık ediyor.
Korfman, bütün karşı görüşlere göğüs gererek Hisarlık Tepesi’nin bittiği deniz tarafındaki düz alanı kazıyor. Ve bingo! Hepinizin hasretle beklediği bulgular işte bu alanda elde ediliyor. Öyle ki yeni buluntular Troya antik kentlerinin yaşanmış tarihine bakışı toptan değiştirecektir.

TROYA BİR ANADOLU KENTİDİR
Bu yeni bakış ise yüzyıllarca Batı’nın kendi köklerini dayandırdığı Troya’nın aslında bir Anadolu kenti olduğudur.
Korfman, gerek bu iddiası, gerekse bunu kanıtlamak için sarf ettiği gayretler, gerek de Troya Müzesi’nin kurulmasına fikirsel bağlamda ön ayak oluşuyla Türk insanının kalbinde taht kurmuş, herhalde kendisi de bizi bayağı sevmiş olmalı ki Türk vatandaşı olmuş, bir de Osman ismini almış. Halen Çanakkale’de adına kendi kurduğu vakfın yönettiği bir kütüphane var.
Evet, sonucu şöyle bağlıyoruz. Troya, bir Anadolu kentidir.
Ve fakat nedense dayandığı bütün hikayeyi en son biz öğrendik! Çünkü hikayeyi biz yazmadık, ve de antik Yunanca bilmiyoruz. Dahası öğrenmeye de gönüllü değiliz.
Şu anda aklıma gelen en parlak fikri söylüyorum: Bugün aramızdan biri çıksın, yedi düvelin aklını alacak muhteşem bir destan yazsın. Aramızdan birçokları da çıksın asırlar boyunca onu analiz etsin, hakkında milyonlarca sayfa kitap yazsın. Birkaç asır sonra en azından bugün burada kimin yaşamış olduğuna dair kimse ahkam kesemesin. Olmaz mı?


Daha Fazla
Eko-Kültür, Teknoloji ve Turizm: Geleceğin İş Birlikleri
İSMET BALKAN KÖŞE YAZISI ; “SEÇTİKLERİMİZİN GÖREVİ ÇALIŞTIRMAMAK MI?”
İSMET BALKAN KÖŞE YAZISI ; “BAYRAMDA ÇANAKKALE TURİZMİ”